Kurumsal Üye Girişi
Kullanıcı Kodu
Kullanıcı adı
Şifre
 
Yeni üye kayıt
 
 Haber - Duyuru
Yeni Çıkanlar - Yeni Baskılar
Makro ve Mikro Ekonominin ABC'si
Prof. Dr. İlker PARASIZ
1. Baskı
Bugünkü MAKRO EKONOMİ
Prof. Dr. İlker PARASIZ
Prof. Dr. Nazım EKREN
1. Baskı
KÜRESELLEŞEN DÜNYADA DEĞİŞİMİN FARKLI YÜZLERİ
Disiplinler Arası Bir Yaklaşım
Editörler
Doç. Dr. Neslihan SAM
Doç. Dr. Rıza SAM
3. Baskı
VETERİNER ANATOMİ
Hareket Sistemi & İç Organlar
Prof. Dr. Ali BAHADIR
Prof. Dr. Hüseyin YILDIZ
5. Baskı
Modern BANKACILIK
Teori ve Uygulama
Prof. Dr. İlker PARASIZ
3. Baskı
40 Yaş
KIZIMA MEKTUPLAR
Opt. Dr. Ceyhun İRGİL
3. Baskı
Sosyal Bilimlerde SPSS ile Veri Analizi
Prof. Dr. Nuran BAYRAM
3. Baskı
Finansal Krumlar ve Piyasalar
Prof. Dr. İlker PARASIZ
2. Baskı
Sosyal Politikanın Temelleri
Prof. Dr. Sami GÜVEN
5. Baskı
Makro Ekonomi
Prof. Dr. İlker PARASIZ
10. Baskı
Maliye Tarihi
Prof. Dr. Filiz GİRAY
4. Baskı
Dayanıklı Tüketim Malları Ekonomisi
Prof. Dr. İlker PARASIZ
1. Baskı
ÖRNEKLEME
Prof. Dr. Özer SERPER
Prof. Dr. Mustafa AYTAÇ
Prof. Dr. Nuran BAYRAM
3. Baskı
Geleceğe Işık Tutan Eğitimci İbrahim Alaaddin Gövsa
Yrd. Doç. Dr. Kelime ERDAL
1. Baskı
ULUSLARARASI İKTİSAT
ve Yeni Yönelimler
Prof. Dr. İlker PARASIZ
Prof. Dr. Nazım EKREN
1. Baskı
MİKRO EKONOMİ
Rekabet Ekonomisi İçerikli Yaklaşım
Prof. Dr. İlker PARASIZ
Prof. Dr. Nazım EKREN
1. Baskı
İKTİSAT
Prof. Dr. İlker PARASIZ
Prof. Dr. Nazım EKREN
Prof. Dr. Yusuf TUNA
1. Baskı

Online : 3  
Toplam Ziyaret : 2981705

  YENİ ÇIKANLAR... Siyasal İletişim Etiği

Siyasal İletişim Etiği - Yrd. Doç. Dr. İlker ÖZDEMİR

2000’li yıllara büyük umutlarla girmiştik. Bu yeni çağın bir insan hakları çağı olacağını düşünüyor ve tüm insanların kendi özgün renkleri ile içinde yaşadıkları topluma ve hatta dünyaya eşitçe ve özgürce katıldıkları bir dünyayı düşlüyorduk. İnsan Hakları Çağı’nda insanların kendi haklarının peşinde olduğu kadar başkalarının hak ve özgürlüklerini de gözeten bir bilinç ve duyarlılığa sahip olacağını umut ediyorduk. Ancak bu düş fazla uzun sürmedi. 2010’lı yıllarla birlikte içinde yaşadığımız coğrafyada çatışmaların şiddetlendiği ve başta yaşam hakkı ile birlikte en temel insan haklarının çiğnendiği, barış içinde bir arada yaşama yerine ayırımcı ve nefrete dayalı bir dilin yaygınlaştığı yeni bir evreye girdik. Bu post-terörizm çağında umutlarımız tükenmeye, ütopyalarımız silikleşmeye, korku ve kaygılarımız ise giderek artmaya başladı. İnsan kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan söz söyleme ve eyleme haklarının dünyevi olmayan gerekçelerle daraltılmaya çalışıldığı ve buna karşı bir politik çözüm üretemeyen ciddi bir “akıl tutulması” yaşadığımız bir dönemin içinden geçiyoruz.

Lacan, “kelimelere ancak istenilen bir şey yok olduğunda ihtiyaç duyulur” demişti. Bizim politika, iletişim ve etik kelimelerine duyduğumuz ihtiyacın artması ve bu konuda düşünme çabası da bunların azalması ve yok olması ile doğrudan ilgili bir durum olsa gerek. Bu kitabın yazılması da etik ilkelere olan ihtiyacın politik alan başta olmak üzere, yaşamın her alanında yaşamsal önemde bir ihtiyaç haline gelmesinin bir sonucudur.

Bu kitabın yazarı özgeçmişinden de anlaşılacağı üzere, siyaset bilimi ve iletişim alanlarında uzmanlaşan ve siyaset bilimi, siyasal düşünceler ve siyasal iletişim konularında ders veren bir bilim insanıdır. Ancak yazdıklarını bir uzman görüşü olarak değil, ülkesinin ve dünyanın geleceği için kaygılanan ve aydınlan­manın özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet eksenli geniş ufuklu tahayyülünün yeniden canlandırılması için mücadele e­dil­mesi gerektiğini düşünen ve bu mücadele içinde kendine bir yer arayan sıradan bir insanın, bir yurttaşın, bir kalender çelebinin yaz­mış olduğu satırlar olarak okumak, bu çalışmanın ortaya koymak için çaba gösterdiği şeyleri anlamak açısından özel bir ö­nem taşımaktadır.

 YENİ ÇIKANLAR... SAYGI

SAYGI 

Derleyen: Yrd. Dç. Dr. İlker ÖZDEMİR - Yrd. Doç. Dr. Sefer Yetkin IŞIK

Kitap Türkiye toplumunun toplum olarak yaşayabilmesi için gerekli olan temel bir ihtiyacına, 'saygı' ihtiyacına odaklanıyor. Bu ihtiyaç o denli büyük ki, kitabın adını 'saygı açlığı' koysak bu hiç de abartılı olmazdı. Bu ihtiyaç tespitini son yıllarda Ortadoğu’da ve Türkiye’de meydana gelen gelişmelere bakarak yapmadık; saygı meselesinin, Türkiye’nin demokratikleşememe tarihinin iyileşmeyen bir yarası olarak, çok boyutlu ve çok taraflı bir mesele olarak ele alınmasını istedik. Türkiye’de bir felsefe geleneği olmadığı hep söylene gelmiştir, ancak bu soyut konuların ve kavramların tartışılmaması için mazeret değil, olmamalı. Dostluğu, saygıyı, emeği, sevgiyi, devleti, toplumu, iyiliği, vicdanı, ahlakı hele hele özgürlüğü daha sık ve daha çok tartışmalıyız. Dar görüşlü siyasetlerin tüketimci bireycilik, mezhepçilik/dincilik veya milliyetçilikle toplumu parçalamasına, toplumun müzakereye ve uzlaşmaya dayalı geniş siyasetten, farklılıklarla bir arada yaşama sorunundan uzak tutulmasına engel olmanın yollarından biri de budur. Saygı, birçok değerli bilim insanı ve yazarın yaklaşık iki yıla yayılan yoğun emeği sonucu ortaya çıktı.
Yasin CEYLAN, giriş yazısında, insanın dünyadaki temel amacı olan erdemli bir mutluluğun insanın kendisine ve başkalarına saygısıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu, bu ilişkiyi gölgeleyen sapmaları yorumluyor.
Sefer Yetkin IŞIK, saygının eğitim boyutunu ele alırken Türkiye’deki tek yönlü saygı anlayışının günümüzün değer, norm ve hatta hukuk anlayışıyla ne denli çelişkili oluğunu, çocukların erken yaşta statüye, mevkiye ve güçlü olana saygıyı öğrenmesinin birçok büyük toplumsal sorunun kültürel temelini oluşturduğunu ve değişime neden çocuklardan başlanması gerektiğini anlatıyor.
Aylin SÜER, modern öncesi zamanlardan günümüze insanmerkezli düşüncenin ve doğaya hâkim olma anlayışından, çevreci düşünce ve politikalara, doğaya hâkim olmaktan ve onu sömürmekten doğaya saygı kavramına nasıl geldiğimizi anlatıyor ve son zamanlarda yaşanmış örneklerle doğaya saygı konusunu anlaşılır kılıyor.
Özgür TABUROĞLU, Sartre’ın özellikle Varlık ve Hiçlik eserinde ortaya koyduğu kuramı içinde ben-başkası (öteki) ilişkisini inceliyor. Ötekine saygının felsefesi, Ben’in var olabilmek için, ötekinin nazarında varlığının onaylanması açısından ötekine muhtaç oluşu, başkalarına duyulan arzu ve yönelme ile Sartre’ın ‘cehennemin öteki’ olduğu ünlü sözüyle ifade ettiği çatışmalar arasındaki karmaşık ilişki üzerine düşünmeyi gerektiriyor.
Cuma DUYMAZ, düşünceye saygı kavramını Batı-Doğu “özellikle İslam dünyası” arasındaki ilişkilerin tarihinden kesitler, şarkiyatçılık, sömürgecilik ve emperyalizm kavramlarının ışığında eleştirel bir yaklaşımla ele alırken Batı’da yükselen ırkçı-milliyetçi tutumlarla radikalleşen İslami hareketlerin birbirini beslediği terör ortamı ve her iki taraftaki ikiyüzlülükler nedeniyle düşünceye saygıdan uzaklaşıldığını gösteren kötümser bir değerlendirme yapıyor.
Ersun ÇIPLAK, insanın yazılı metinle ilişkisinin tarihini özetleyerek piyasa denetimindeki edebiyatın ve kurgunun hüküm sürdüğü kültürel koşullarda okurun payına düşenin ne olduğunu, okurun bağımsız ve rasyonel varlık olarak kabul edilip edilmediğini, ‘özetle katı olan her şey buharlaşıyor’ iken edebiyatın ve okurun saygınlığı meselesini irdeliyor.
Dilek TUNALI, sinema ve televizyon üzerinden seyirciye saygıyı ele aldığı makalesinde pazar ekonomisine bağımlı kılınan seyircinin duygu ve düşüncelerinin deforme edilmesinden başlayarak yapılan kuşatma sonucunda özgürlüğü elinden alınan seyirciye yapılan saygısızlık biçimlerini geniş bir perspektifle ortaya koyarken çok seslilik yerine nasıl bir tek sesliliğin egemen hale geldiğini gösteriyor.
Ahmet TALİMCİLER, sporda saygıyı ele alan makalesinde ‘fairplay’ ilkesinden yola çıkarak rakibe saygının sadece sporda değil toplumsal yaşam içindeki tüm karşılaşmalarımızda önemini vurgularken ‘fairplay’, yani dürüst ve adil bir oyun,  çağrısı yapıyor.
Tülây ATAY AVŞAR, gündelik hayat ve kişisel deneyimlerinden başlayarak kadına saygısızlık biçimlerinin dayanılmaz ağırlığını ortaya koyarken kadınların saygı talebini yüksek sesle ve farklı bir biçimde seslendiriyor.
Tarık ÖZBEK, genelde kimliklere, özelde ise etnik kimliklere saygıyı ele aldığı çalışmasında bir yandan masum, hatta kutsal görünen dışlama, aşağılama ve ötekileştirme mekanizmalarını, ‘ötekilerin onurlu bir yaşam ile bağının kopartılmasını’ deşifre ederken, öte yandan saygının bir arada yaşamanın nasıl asli unsuru olabileceğini irdeliyor.
Yavuz ÇOBANOĞLU, Türkiye’de en keskin taleplerden biri olarak görülen inanca saygı talebini dindar Müslümanların yaklaşımlarına eleştirel bir yaklaşım getirerek tartışırken, inanca saygı talebinin ideolojik işleve sahip bir beklenti olarak bir süperego edimi şeklinde kurumsallaştığını açıklıyor. İnanca saygının ideolojik bir beklenti haline gelmesinin ve herkesin sadece ‘kendi inancına saygı’ beklemesinin toplumsal ayrışmaları artırdığını vurgularken de böyle bir ülkede yaşamın giderek zorlaştığını işaret ediyor.
Çağatay Edgücan ŞAHİN, özellikle işçilerin çalışma koşulları örneğinde emeğe ve emekçiye saygı konusunun hukuki ve siyasal boyutlarına eğiliyor. Şahin, 1980 askeri darbesi sonrasında Türkiye’de geçerli kılınan neoliberal kapitalizm koşullarında emeğe saygıya dair kanıtlar arıyor. Değişen koşullarda iş yaşamında ortaya çıkan zorlukları, ‘saygısızlık’ örneklerini ortaya koyuyor.
Kürşat ERTUĞRUL, siyasette saygı olgusunu ele aldığı makalesinde bu olguyu siyaseti kendisine meslek edinenlerin çerçevesinde değil, siyaset yapmaya hakkı olan tüm özneler, yurttaşlar bağlamında tartışmaya açıyor. İnsanlar üzerinde bir topyekûn tahakküm kurma arzusunu işaret eden bir siyasete, siyasetçiye saygı anlayışına güçlü bir biçimde karşı çıkarak, saygı olgusunun katılım, müzakere ve iletişim içinde eşit haklara ve özgürlüklere sahip özneler tarafından paylaşılmadığı bir toplumda saygının imkansızlığına işaret ediyor.
İlker ÖZDEMİR, iletişim açısından saygıyı hiyerarşik toplum düzeninin tahakküm esasına dayalı asimetrik saygı anlayışıyla eşitlikçi saygı anlayışını şeref ve haysiyet kavramları arasındaki farkı göstererek tartışırken iletişimin araçsallaşmasını işaret ederek iletişimin bir onur yürüyüşüne ihtiyacı olduğunu öne sürüyor ve bu onur yürüyüşünde iletişime eşlik edecek ilkelerin neler olması gerektiğini ve saygının bu bağlamda yerini ve önemini tartışmaya açıyor.

ÖNSÖZ'DEN

 ACI KAYBIMIZ... 25 Ekim 2015

Değerli hocamız, sevgili İlker PARASIZ'ı kaybettik. 

Rahmeti ve nuru bol olsun, başımız sağolsun...

  YENİ ÇIKANLAR... Bahçe Çiçekleri

Doğanın en güzel varlıkları insanlarla çiçekler arasındaki dostluk çok eskilere dayanır. Bu dostluk tarih boyunca gelişerek sürmüş;  günümüzde giderek doğal çevreden uzaklaşarak asfalt ve beton yığınları arasında sıkışan yaşantımızda daha büyük bir anlam kazanmıştır. Çiçekler günümüz insanının kültürel gereksinimleri arasında sayılmakta; tekdüze günlük yaşamını renklendiren, yaşanılan ortamları estetik anlamda güzelleştiren ve insanları yaşama bağlayan önemli öğelerden birini oluşturmaktadır.

Ülkemizde bahçe çiçekleri üretim ve yetiştirme tekniğine ilişkin ilk bilimsel yayın Prof. Dr. Ercüment Orçun’un 1972 yılında çıkan İlkbahar ve Yaz Çiçekleri adlı yapıtıdır. Aradan 40 yılı aşkın bir süre geçmesine, bu süre içerisinde bahçe çiçeklerine birçok kültür çeşidinin eklenmesine karşın, üreticilere ve çiçekseverlere çağdaş bilgi ve teknikleri aktaracak yeni yayınlar ortaya çıkmamıştır. Bilgi ve deneyimlerimi bahçe çiçekleri yetiştiriciliğine ilişkin yurtdışı yayınlarla birleştirerek hazırladığım bu yayının, bu konuda var olan boşluğu bir ölçüde dolduracağı düşünüyorum.

Bu kitap, dört bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde bahçe çiçeklerinin önemi ve genel kullanım ilkeleri; ikinci bölümde tohum ekiminden fide dikimine kadar tüm süreci kapsayan üretim teknikleri; üçüncü bölümde çapalama ve ot alma, sulama, gübreleme, uç alma ve solmuş çiçeklerin uzaklaştırılması, hastalık ve zararlılarla mücadele gibi bakım tedbirleri ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde ise, 34 adet bahçe çiçeğinin alfabetik sıraya göre Latince adları esas alınarak üretimleri, kullanım ilkeleri, özel yetişme istekleri ve bakımları anlatılmaktadır.

Kitabın meslektaşlarıma, öğrencilere, üreticilere, tüm çiçek dostlarına yararlı olmasını diliyorum.

 YENİ ÇIKANLAR... SAKSI ÇİÇEKLERİ El Kitabı

Doğanın en güzel temsilcisi çiçek ile en güçlü temsilcisi insan arasın­daki dostluk çok eskidir. Yaklaşık beş bin yıl önce, Çinlilerin evlerini saksı çiçekleri ile bezedikleri biliniyor. Bu dostluk tarih boyunca gelişerek sürmüş ve günümüzde, asfalt ve beton yığınları arasına sıkışan yaşantı­mızda daha büyük bir anlam kazanmıştır.

Çiçek bir yandan yaşadığımız ortamı güzelleştirirken, öte yandan streslerin üzerimizdeki etkisini azaltarak psişik tedavi yapar. İnsanlar için bazen hobiye varan keyifli bir uğraşının konusunu oluştururken, birçok insanı yaşama bağlayan en önemli bağ olur. Çiçek yetiştirmek her zaman kolay değildir. Çünkü onlara karşı bencil davranırız; rahatça geliştikleri doğal ortamlarından çıkarıp, bizim ortamımızda, evimizde yetişmelerini isteriz. İhtiyaçları konusunda yeterli bilgimiz olmadığından da evimizin en uygunsuz yerine koyarız. Doğal olarak, zararlı etkilerden de koruyamayız. Sonunda, sevginin çiçek yetiş­tirmek için yeterli olmadığını anlar, istemeyerek onlardan uzaklaşırız.

Oysa birkaç basit ilke ile her çiçeğe özgü kimi özellikleri öğrenerek başarılı bir çiçek yetiştiricisi olmak mümkündür. Bu kitapta, çevremizde çokça yetiştirilen 30 adet saksı çiçeğinin sıcaklık, ışık, nem, su ve saksı harcı gibi yetişme ortamı istekleri ve temel üretim yöntemleri ile saksı değiştirme, gübreleme, sulama ve su püskürtme, havalandırma, budama ve destek sağlama, temizleme, hastalık ve zararlılarla mücadele gibi başlıca bakım tedbirleri kısaca an­latılmıştır.

Çiçekseverlerin bunları uygulayarak, bu güzel yaratıklarla dostluklarını pekiştireceklerine inanıyorum.

 YENİ ÇIKANLAR... ÇİM ALANLAR - Tohum Karışımları ve Gübreleme

Ülkemizde nüfus artışı, sanayileşme ve göçlere bağlı olarak yaşanan hızlı kentleşme, yeşil (ve özellikle çim) alanların önemini artırmıştır. Çim alanların artışıyla birlikte ithal tohumlara yöneliş de hızlanmaktadır. Son yıllarda kullanılan çim tohumluğunun büyük bir bölümü yurt dışından karşılanmıştır. Gerek estetik ve işlevsel, gerekse ekonomik yönden başarılı bir uygulama için, bu tohumların farklı ekolojik (toprak, iklim) koşullara uyum yetenekleri ile karışımlardaki özelliklerinin saptanarak uygulayıcıların bilgisine sunulması; tür özelliklerine dayalı başarısızlıkları ortadan kaldırabilmek için bir zorunluluktur.

Karasal ya da geçit iklimlerinin egemen olduğu bölgelerde tek bir tür yerine iki ya da daha fazla türden oluşan çim karışımlarının kullanılması daha başarılı sonuçlar vermektedir. Çünkü her türün aktif büyüme dönemi farklı olduğu için, birkaç türden oluşan karışımlar her mevsimde güzel bir görünüme sahip olurlar. Ayrıca her türün hastalık ve zararlılara karşı gösterdiği dayanıklılığın farklı oluşu nedeniyle, karışımdaki herhangi bir türün zarar görmesi halinde diğer türler bu zararı kapatırlar.

Sayılan bu üstünlükleri nedeniyle gelişmiş ülkelerde değişik amaçlı çim karışımları üzerine birçok araştırma yapılmış ve istenilen çim alanların özelliklerine uygun karışımlar geliştirilmiştir. Ancak ülkemizde, çim alanların genel özellikleri ve değişik amaçlara yönelik çim karışımları üzerine yapılan çalışmalar çok sınırlıdır. Oysa başarılı bir çim alan tesisinde o bölgede yapılan araştırma sonuçları göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak, ülkemizde bu tür araştırmaların kısıtlı oluşu nedeniyle, uygulamalarda kullanılan karışımlar çoğunlukla ülkemizden en az 20 paralel kuzeyde yer alan Kuzey Avrupa ülkeleri ya da ABD’de yapılan araştırmalardan yararlanılarak hazırlanmakta ve ekolojik koşulların çok farklı oluşu nedeniyle sık sık başarısızlıkla karşılaşılmakta, harcanan emek ve masraflar boşa gitmektedir.

Bu yayın; Dr. Necdet Oral’ın Güney Marmara Bölgesi ekolojisine uygun tür karışımlarını belirlemek amacıyla üç yıl süreyle yürüttüğü tarla denemelerinin sonuçlarına dayalı olarak hazırlanmış olup, verilen karışımların başarısı ortaya konulmuştur. Öte yandan, büyük emek ve masraflarla tesis edilen çim alanlarda homojenlik, sıklık, doku, büyüme, düzgünlük ve renk gibi kalite göstergeleri ancak doğru bir gübreleme ile sürdürülebilir. Çim alanlara yanlış zaman ve miktarda gübre uygulanması, hem malzeme ve işçilik kayıplarına, hem de çim bitkilerinde za­rar­lan­malara yol açmaktadır. Bu nedenle çim bitkilerinin gelişimi gübrelemenin doğru yapılması ve çeşidi ile yakından ilişkilidir.

Çim alanlar sürekli olarak biçilmeleri ve sulanmaları nedeniyle, diğer kültür bitkilerine oranla daha fazla bitki besin maddesine gereksinim duyarlar. Çim alanlarda bol miktarda yaprak oluşumu istenildiği için gübreleme (özellikle azot) çok önemlidir. Toprakta bitki besin maddesi gereksinilenden az olursa, çim dokusu incelir ve renk değişimi görülür. Dolayısıyla çim alanların bakımı, ekim öncesi ve sonrasında yapılacak toprak analizi verilerine göre, bilinçli ve düzenli bir gübreleme programının uygulanması ile sağlanabilir.

Gelişmiş ülkelerde çim alanların gübrelenmesi üzerine birçok yayın bu­lunmasına karşın, ülkemizde bu konudaki yayınlar çok sınırlıdır. Çim alanların gübrelenmesi diğer kültür bitkileri konusundaki genel verilere dayalı olarak yapılmakta ve sık sık başarısızlıkla karşılaşılmaktadır.

 YENİ BASKI - VARLIK FELSEFESİ

VARLIK FELSEFESİ - 3. Baskı
Prof. Dr. Kadir ÇÜÇEN - Melek Zeynep ZAFER - Adnan ESENYEL 

Son yıllarda felsefe çalışmalarının çoğalmasına karşın henüz “Varlık” sorununu tek başına ele alan bir eser yayınlanmamıştır. Bu ortak çalışma ile felsefenin en temel sorunu ve konusu olan “Varlık” alanına bir giriş yapmayı denedik.

Niçin felsefeciler için “Varlık” sorusu bu kadar önemlidir? Çünkü “Varlık” var olmadan hiçbir şey olamaz veya düşünülemez ya da bilinemez. “Varlık nedir?” sorusu ile başlayan felsefi sorgulama, Antik Yunan’dan beri hep merkezde kalmasının yanı sıra en temelde olanı arama çabası olarak da filozofları meşgul etmiştir. “Gerçekten varolan bir Varlık var mıdır?” yoksa “Varlık diye bir şey yok mudur?” sorularıyla uğraşan düşünürler, “Varlık”ı açığa çıkartma yolunda çok çaba harcamışlardır. Acaba günümüzde “Varlık” açığa çıktı mı ya da var olabildi mi?

İşte bu çalışma “Varlık” üzerine yapılan felsefe serüvenini ortaya koyma ve okuyucuyla buluşturma amacıyla hazırlanmıştır.

İlk bölüm, “Felsefe Nedir?” sorusuyla felsefeye giriş niteliği taşımaktadır. Çünkü “Varlık” sorusu ancak “felsefi düşünüşün” konusu oldukça yanıtlanabilir bir sorgulamadır.

İkinci bölüm, “Varlık” sorusunu sistematik bir yaklaşımla ele alan ve farklı sınıflama, tanımlama ve problemlerle soruna yaklaşan kısımdır.

Üçüncü ve peşinden gelen bölümler, İlk Çağ doğa filozoflarından günümüze kadar filozofların “Varlık” görüşlerini ele alan tarihsel bölümdür.

Okuyucuya katkı amacıyla okuma parçaları eklenerek filozofların “Varlık” anlayışları orijinal metinlerle örneklenmiştir.

Üç yılda üçüncü baskısı yapıldı.

 YENİ ÇIKANLAR... Teorik Tartışmalar ve Ülke Uygulamaları Çerçevesinde ENFLASYON HEDEFLEMESİ REJİMİ

Teorik Tartışmalar ve Ülke Uygulamaları Çerçevesinde ENFLASYON HEDEFLEMESİ REJİMİ
Doç. Dr. Alpaslan SEREL

Enflasyon olgusu dünya ekonomisinde yıllar boyunca merkez bankalarının, doğrudan ve dolaylı bir şekilde konu ile ilgili tüm otoritelerin uğraştıkları en önemli sorunlardan biri olmuştur. Etkileri itibarıyla yaygın bir şekilde ekonomik yapıyı bozan bu süreç ülkelere önemli maliyetler yüklemiştir. Para otoriteleri enflasyonla mücadele edebilmek için çeşitli ekonomi politika tasarımlarına başvurmaktadırlar. Bu kitapta, para otoritelerinin enflasyonla mücadele sürecinde Yeni Zelanda, Kanada ve İngiltere gibi bazı gelişmiş ülkelerde 1990’lı yılların başından itibaren uygulanmaya başlanan enflasyon hedeflemesi (Inflation Targeting) rejimi incelenmiştir.

Günümüzde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin merkez bankaları fiyat istikrarı sağlayabilmek için farklı para politikası tasarımları uygulayabilmektedirler. Ancak bu ülkelerin çoğunlukla enflasyon hedeflemesi rejimini kullandıkları görülmektedir. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası (AMB), ABD Merkez Bankası (FED) ve Japonya Merkez Bankası gibi para otoriteleri de enflasyon hedeflemesi rejiminin temel unsurlarını benimsemişlerdir.

Literatürde enflasyon hedeflemesi rejimine dayalı bir para politikasının avantaj ve dezavantajları tartışılmaktadır. 1990’lı yıllarda dünya gündemine giren enflasyon hedeflemesi rejimi 2014 yılı itibarıyla 20 yılı aşan bir uygulama süresi geçirmiştir. Kitapta fiyat istikrarı, enflasyon hedeflemesi rejiminin yapısı, tasarım özellikleri, avantaj ve dezavantajları ile bu rejimi uygulayan ülke örnekleri incelenmiştir. Ayrıca kitapta enflasyon hedeflemesi rejimi ile ilgili kavramsal çerçeve ve teorik bağlantılar ele alınırken 20 yılı aşan bir uygulama süresinde ortaya çıkan farklı etkilere de değinilmeye çalışılmıştır.

2007 yılında başlayan ve 2008 yılında derinleşen küresel finansal kriz enflasyon hedeflemesi uygulamalarının değerlendirilmesi için ilginç bir zemin de yaratmıştır. Bir anlamda enflasyon hedeflemesi rejiminin avantaj ve dezavantajlarının net bir şekilde görülmesine yol açan küresel finans krizi sürecinde ortaya çıkan farklılıklar bu rejimin değerlendirilmesinde önemli bir aşamayı işaret etmektedir. Kitapta bu bulgular da ortaya konmuştur.

Enflasyon hedeflemesi rejiminin bir para politikası amacı olarak fiyat istikrarı amacı ile ilişkisi çok açıktır. Fiyat istikrarı amacının öne çıkması ile birlikte para otoritelerinin şeffaflık ve hesap verebilirlik vurgusunu öne çıkardıkları enflasyon hedeflemesi rejimi enflasyonun kontrolüne dair kamusal bir taahhüt olarak dikkat çekmektedir. Enflasyonun sayısal bir hedefe bağlanması ve bu hedefi tutturmak için para otoritelerinin tüm para politikası araçlarını kullanabilmeleri, fiyat istikrarı sürecinin bozulmayacağına dair bir taahhüt olarak da algılanmalıdır.

Dünyada enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan ülkelerin ve resmi olarak ifade edilmeden enflasyon hedeflemesi rejiminin ana unsurlarını para politikalarının temeli olarak benimseyen ülkelerin deneyimlerinin değerlendirilmesi, enflasyon olgusuyla mücadelede önemli kazanımların olduğunu göstermektedir. Ancak fiyatlar genel düzeyindeki yaygın ve sürekli artışlar olarak tanımlanabilecek enflasyon süreci çok farklı dinamikleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle uygulamada yüksek ve oynak enflasyonun azaltılmasında enflasyon hedeflemesi rejimi önemli bir para politikası çerçevesi sunmaktadır.

Genel olarak parasal konularla ilgilenen tüm kesimlere katkı sağlayacağı düşünülerek hazırlanan kitap yedi ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Fiyat İstikrarı’nın kavramsal çerçevesi ve uygulama’da karşılaşılan sorunlar ele alınmıştır. İkinci bölüm; Hedefleme Rejimlerinin teorik yapılarının ve uygulama özelliklerinin değerlendirilmesine ayrılmıştır. Üçüncü bölümde; Enflasyon Hedeflemesi rejimi ile ilgili teori tartışmalara değinilmiştir. Dördüncü bölüm; Enflasyon Hedeflemesi uygulamalarının operasyonel özelliklerini içermektedir. Beşinci bölümde; Enflasyon Hedeflemesi’nin uygulamadaki görünümü gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler çerçevesinde incelenmiştir. Altıncı bölümde; Enflasyon Hedeflemesi rejiminin avantajları, rejime yönelik eleştiriler ve rejimin geleceği tartışılmıştır. Yedinci ve son bölümde ise; 2013 yılı itibarıyla IMF’nin “Parasal Rejimler” listesinde yer alan 31 ülkenin uyguladığı Enflasyon Hedeflemesi rejimlerinin unsurları, homojen özellikleri öne çıkarılarak değerlendirilmiştir.

"ÖNSÖZ'den"

İçindekiler için tıklayın...

 
 
EZGİ KİTABEVİ YAYINLARI
Altıparmak Cd. Burç Pasajı No:35-36 BURSA Tel : (224) 220 96 97 Faks: (224) 223 24 70